Kategoriler
Tarihin En Büyük Bilek Güreşi: Hitler-Stalin

5. Bölüm: Diriliş

“Bizim için en büyük tehlike şudur ki, tüm muharebeleri kazanıp sonuncuyu kaybedebiliriz.”

General Halder, Alman Kara Kuvvetleri Komutanı

Yazı dizimizin beşinci bölümünde, 2. Dünya Savaşı’nın başından beri ülkeleri peş peşe fetheden Hitler, Rus soğuğu ile karşılaşıyor ve ABD’nin işin içine girmesiyle birlikte savaşın kapsadığı alan genişliyor.

General Kış

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde Almanlar Moskova’nın kapılarına kadar ulaşmışlardı. Ancak bu süreçte karşılaştıkları sorunlar giderek artıyordu. Bunların arasında Rus ordusunun cansiperane direnişi, partizanların Alman ikmal hatlarını sürekli sabote etmesi ve Rusların yeni model T34 tanklarının gücü ilk sıralarda yer almaktaydı. İlerleyen yıllarda daha üstün modelleri yapılsa da, bu tank ateş gücü, zırhı, hızı, geniş paletleriyle kar ve buz üzerinde Alman tanklarına göre çok daha rahat ilerlemesi ve bütün bu özelliklerine karşın gayet basit tasarımı sayesinde çok sayıda üretilebilmesi/hasar gördüğünde kolaylıkla onarılabilmesi nedeniyle pek çok tarihçi tarafından 2. Dünya Savaşı’nın en iyi tankı kabul edilir. Bu tankla cephede karşılaşan Alman komutanlar, Alman zırhlılarının fikir babası Guderian da dahil olmak üzere, T34’ün Alman panzerlerine üstünlüğünü dile getirmişlerdir.

Cepheye giden T34 tankları

Almanların yaşadığı sorunların en önemlilerinden biri de Rusların geleneksel müttefikiydi: General Kış.

Daha önce de belirtildiği gibi, Hitler ve ona inanan komutanları, zaferin hızlı bir şekilde geleceğini düşündükleri için askerlerin sadece küçük bir kısmına kışlık kıyafet verilmişti ve Almanların kışlık giysileri Ruslarınki gibi bedenin tamamını sarıp ısı kaybını en aza düşürecek şekilde dizayn edilmemişti. Almanlar öldürdükleri Rusların donmuş bacaklarını testereyle kesip bacakları ve çizmeleri fırınlarda ısıtıyor, bacak biraz çözülünce çizmeden çıkartıp çizmeleri kendi ayaklarına geçiriyorlardı.

Alman komuta kademesinin bu hesapsızlığı, Rusya ortalamalarına göre dahi çok soğuk bir kışın bastırmasıyla birleşince sonuç Alman ordusu için felaket oldu. Moskova’ya ilerleyen Merkez cephesinde sıcaklık 12 Kasım’da -15, 13 Kasım’da -22, 4 Aralık’ta -35, 5 Aralık’ta ise -38 dereceye düştü. Alman tanklarının içindeki benzinden, motorlu araçlarının antifrizlerine kadar her şey dondu.

Rus kışı Moskova’ya ilerleyen Alman ordularını durduruyor

Beklenmeyen saldırı

Almanlar Moskova’ya ilerlemeyi 5 Aralık 1941 itibarıyla durdurmak zorunda kaldılar. Yine de moralleri pek bozuk sayılmazdı, çünkü Rus ordusunun tamamen tükenmiş, savaşa süreceği hiçbir yedek kuvveti kalmamış olduğunu sanıyorlardı.

Ne kadar yanıldıklarını anlamaları uzun sürmedi.

6 Aralık’ta, Stalin’in Japon sınırından getirdiği taze kuvvetlerle, Moskova’nın çevresindeki tüm cephelerde Jukov’un karşı saldırısı başladı.

Rus piyadeleri saldırıyor, Aralık 1941

Rus kayaklı birlikleri, Aralık 1941

Alman ordusunun bulunduğu mevzilerde tutunabilmesi mümkün görünmüyordu. Komutanlar geri çekilip savunabilecekleri bir hat oluşturmak için Hitler’e yalvardılar. Ancak Hitler ne pahasına olursa olsun Alman askerlerinin bulundukları mevzileri olabildiğince elde tutmalarını emrediyordu. Herkes gibi Hitler’in aklında da, Moskova’dan Fransa’ya çekilen Napolyon’un önce ordusunu, ardından tacını kaybetmesi vardı. Geri çekiliş emri, Napolyon’da olduğu gibi, panik ve bunu takip edecek tam bir bozgunla sonuçlanabilirdi. Bunun önüne geçebilmek ümidiyle Hitler her türlü geri çekilmeyi yasaklamıştı.

Hitler’in geri çekilmeme kararı her ne kadar mantıklı bir analizden ziyade diktatörün inadından kaynaklansa da, sonuç olarak doğru bir karar olmuştur. O sıralarda Alman ordusunun elinde, geriye çekilip yeni bir savunma hattı kurmalarını sağlayacak araç gereçler mevcut değildi. Oldukları yerden ayrılmamak Almanlara soğuğa karşı en azından belirli bir koruma sağlıyordu, aksi takdirde uçsuz bucaksız karların ortasında dondurucu soğukta gecelemek zorunda kalacaklardı.

Özetle Hitler, bu işin teorik eğitimini almış generallerinden daha iyi bir karar vermişti. Napolyon’a göre, amatörlerin profesyonellere kıyasla genellikle daha başarılı olduğu iki meslek vardır ve bunlardan biri askerliktir.[1]

Bununla birlikte Hitler’in sonraki dönemlerde karşılaşacağı her Rus saldırısında, şartların ne olduğunu değerlendirmeksizin, ordusuna geri çekilmeyi yasaklaması, pek çok kez askerlerinin esir düşmesi ya da tamamen yok olmasıyla sonuçlanmıştır.

Rus saldırısının başladığı 6 Aralık’ın ertesi günü ise, o zaman Almanların pek fark edemediği ancak Almanya’nın kaderi üzerinde belirleyici etkisi olan bir olay meydana geldi.

Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış

7 Aralık’ta Japonlar Amerikan Deniz Üssü Pearl Harbor’a saldırdılar.

Pearl Harbor saldırısı, 7 Aralık 1941

Bunun üzerine ABD, Japonya’ya savaş ilan etti.

2. Dünya Savaşı’nın kaderinin kesinleştiği an; ABD Başkanı Roosevelt’in Japonya’ya savaş ilanı, 8 Aralık 1941

Aslında Japonya ile imzaladığı Antikomintern Pakt, Hitler’i böyle bir şeye mecbur bırakmazken, Hitler 11 Aralık’ta Japonya’nın yanında ABD’ye savaş ilan etti.

Hitler’in ABD’ye savaş ilanı, 11 Aralık 1941

Hitler Rusya’yı işgale kalkarken yaptığı hatayı tekrarlamış, ABD’nin muazzam potansiyelini göz ardı etmişti. İngiltere’yi teslim almadan Rusya’ya saldırdığı gibi, şimdi de Rus cephesinde zorlanmaya başlamışken, bir de üstüne ABD’yi düşmanları arasına katmıştı.

Bununla birlikte ABD’nin gücünü küçümseyen sadece Hitler değildi, çevresindekiler de benzer görüşlere sahipti. Örneğin Dışişleri Bakanı Ribbentrop, Nazi ırkçı ideolojisinin kör edici dünya görüşü altında, kendisine ABD uçak sanayinden söz edenlere şöyle diyordu: “Yahudiler tarafından yönetilen bir devlet ne zamandan beri avcı uçağı üretebiliyormuş?”. Hava Kuvvetleri komutanı Göring de bu görüşü paylaşıyordu: “Amerikan sanayisi bizim için tehdit oluşturmuyor. Onlar yalnızca otomobil ve buzdolabı yapabilir.”

Hermann Göring

“Yalnızca otomobil ve buzdolabı yapabilen” ABD’den bir uçak fabrikası

Hitler’in Dunkirk Mucizesi’ne izin vermesi ve Rusya’ya saldırması gibi hatalarının arkasında ikna edici bir neden nasıl bulunmuyorsa, ABD’ye savaş açması da aynı ölçüde mantıksızdır. Hitler dünya egemenliği için gelecekte ABD ile bir savaşı kaçınılmaz görüyordu, bu yüzden ABD güçlenip ekonomisini ve sanayi altyapısını savaş üretimine yönlendirmeden bu ülkeyle hesaplaşmak istiyordu. Ayrıca bu şekilde, Atlantik Okyanusu’ndan İngiltere’ye yardım malzemeleri gönderen ABD’nin ticaret filosuna karşı denizaltı savaşı yürütebilecekti.

Ancak Hitler’in ABD’ye açtığı savaş, İngiltere’nin yanında açıkça yer almak için Senato’sunu ikna etmeye çalışan ABD Başkanı Roosevelt’in elini kuvvetlendirmekten başka bir işe yaramadı. Zira Amerikan halkı kendilerine savaş ilan edene kadar Almanlara ne kadar karşıysa Rusya’ya da o kadar karşıydı. Örneğin, Roosevelt’ten sonra 1945 yılında ABD Başkanı olacak Harry Truman 1941 Haziran’ında Hitler Rusya’ya saldırdığında şöyle diyordu: “Eğer Almanların kazandığını görürsek Ruslara, Rusların kazandığını görürsek Almanlara yardım etmeliyiz ki bu şekilde birbirlerini mümkün olduğunca fazla sayıda öldürsünler. Yine de hiçbir koşulda Hitler’in kazandığını görmek istemem.”

Özetle, Hitler’in ABD’ye savaş ilanı korkunç bir hata oldu. 2. Dünya Savaşı boyunca hiçbir Alman askeri Amerikan topraklarına ayak basamazken, Amerikalılar Hitler’in yenilmesinde Rusya ile birlikte baş rolü oynadılar.

Yine de bunun gerçekleşmesine daha üç buçuk yıla yakın bir süre var.

Biz 1942 Ocak’ından devam edelim.

Yanlış hesap Moskova’dan döner

Aralık başında Moskova’ya otuz iki km yaklaşmış Alman ordusu, bir ay sonra Ocak 1942’ye gelindiğinde Jukov’un birlikleri tarafından Moskova’dan iki yüz km uzağa püskürtülmüşlerdi.

Teslim olma sırası Almanlarda, Moskova, Ocak 1942

Üstelik Almanların karşısında artık İngiliz İmparatorluğu ve Rus devine ek olarak, bir de dünyanın en büyük sanayi gücüne sahip ABD vardı.

Bu süreçte Hitler fikir anlaşmazlığına düştüğü ve başarısızlıktan sorumlu tuttuğu bazı komutanlarını kızağa çekti veya komutanlar istifalarını verdiler. Böylece Kuzey, Merkez ve Güney cephelerinin komutanlarıyla birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Brauchitsch de görevlerinden ayrılmış oldular. Generallerden hiçbirinin yeterince irade sahibi olmadığını iddia eden Hitler, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstüne aldı.

Görevlerine son verilenler arasında yer alan Guderian, ordusuna veda mesajında şöyle diyordu:

“İkinci Zırhlı Ordu Komutanlığı,

Ordu Karargahı 26.12.1941

Günlük Ordu Emri

İkinci Zırhlı Ordu’nun askerleri!

Führer ve Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutanı bugün beni görevden almıştır.

Sizlerden ayrılmak üzere bulunduğum şu anda, ülkemizin büyüklüğü ve silahlarımızın zaferi için beraber verdiğimiz altı aylık muharebeyi hatırlıyor ve Almanya için kanını akıtmış ve ölmüş herkesi onur ve saygı ile anıyorum. Silah arkadaşlarım, bu uzun aylar boyunca her zaman gösterdiğiniz güvenilir bağlılık ve gerçek yoldaşlık için kalbimin derinliklerinden size teşekkür ediyorum. Başarılı ve zor zamanlarda hep birlikte olduk, en büyük sevincim size yardım etmek ve sizi koruma şansına sahip olmaktı.

Size iyi şanslar diliyorum.

Biliyorum ki her zaman olduğu gibi cesurca savaşmaya devam edeceksiniz ve kışın zorluklarına ve düşmanın sayıca üstünlüğüne karşın galip geleceksiniz. Bu zor mücadelenizde düşüncelerim sizinle birliktedir.

Bunu Almanya için yapıyorsunuz.

Yaşasın Hitler!

İmza, Guderian”

İzne çıkacaklara öğütler

Ordunun içine düştüğü sıkıntıyı biraz olsun unutabilmek için Alman askerleri boş zamanlarında kendileri için eğlenceli metinler hazırlıyorlardı. Bunlardan ikisine göz atalım, ilki Noel’le ilgili…

“Bu yıl Noel şu nedenlerle kutlanmayacaktır: Yusuf askere çağırıldı, Meryem Kızılhaç’a katıldı, bebek İsa diğer çocuklarla birlikte (bombardımandan korunmak için) köye gönderildi, Üç Müneccim Kral Ari ırka ait olduklarını ispatlayan delil gösteremedikleri için vize alamadılar, karartma nedeniyle yıldız görülemeyecek, çobanlar nöbetçi oldular, melekler ise telefon operatörü…

Geriye bir tek eşek kaldı ve bir eşekle Noel kutlanmaz.”

Almanya’ya izne giden askerlere cepheyle ilgili olumsuz şeyleri Alman halkına söylememeleri tembihleniyordu. Bunun üzerine bazı askerler “İzne gidecekler için bir talimname” hazırladılar: “Nasyonal Sosyalist bir ülkeye girmekte olduğunuzu aklınızdan çıkarmamalısınız, bu ülkenin yaşam koşulları sizin burada alıştıklarınızdan çok farklıdır. Bu ülkede yaşayanlara nazik davranmalı, alışkanlıklarına uyum sağlamalı ve burada yapmayı çok sevdiğiniz şeyleri orada yapmamalısınız. (…)

Sokağa çıkma yasağı: Anahtarınızı unutursanız, kapıyı yuvarlak nesneyle açmaya çalışın. Sadece çok acil durumlarda el bombası kullanın.

Partizanlara karşı savunma: Sivillere parola sorup tatmin edici bir yanıt alınmayınca ateş etmeye gerek yoktur.

Hayvanlara karşı savunma: Üzerlerine mayın bağlanmış köpekler Sovyetler Birliği’nin bir özelliğidir. Alman köpekleri en kötü ihtimalle ısırırlar ama patlamazlar. Gördüğünüz her köpeği vurmak Sovyetler Birliği’nde önerilse bile Almanya’da kötü bir izlenim yaratabilir.

Sivil halkla ilişkiler: Almanya’da birinin kadın kıyafeti giymesi onun mutlaka partizan olduğu anlamına gelmez. Yine de kadınlar izne çıkmış askerler için tehlikelidir.

Genel: Anavatana izinli olarak döndüğünüzde Sovyetler Birliği’ndeki cennetten söz etmemeye dikkat edin, yoksa herkes buraya gelip huzur dolu konforumuzu bozmaya kalkar.”

Bu yazılar Rus askerleri tarafından Alman cesetlerinin üzerinde bulunmuştur.

Moskova önlerinde ölen Alman askerleri, Aralık 1941

Acele işe şeytan karışır

Moskova önlerinde Almanlara karşı düzenlediği saldırının başarısından gözleri kamaşmış sabırsız diktatör Stalin, 5 Ocak 1942’de generallerini topladı ve kuzeyde Leningrad’dan güneyde Karadeniz’e kadar tüm cephe boyunca genel bir taarruz yapılmasını istedi. İlk amaç, Smolensk’in ele geçirilerek Alman Merkez Ordusu’nun yok edilmesiydi. Aynı zamanda güneyde Donbas Bölgesi’nin tekrar kazanılmasıyla Kırım’a ilerlenmesi, kuzeyde ise Leningrad kuşatmasının kaldırılması hedefleniyordu.

Saldırı planına yalnızca Timoşenko destek verdi. Jukov ve diğerleri buna itiraz edip, ordunun böyle bir taarruz için yeterince tankı ve askeri olmadığını söyledilerse de Stalin kararından dönmedi.

10 Ocak 1942’de Stavka’nın Kızıl Ordu’ya emri şöyleydi: “Alman-Faşist güçlere nefes alma fırsatı vermeyin, onları durup dinlenmeden batıya sürün ve ilkbahar olmadan tüm yedeklerini harcamalarını sağlayın. Çünkü ilkbaharda bizim büyük, taze yedeklerimiz olurken, Almanların böyle bir şansları olmayacak. Böylece 1942’de, Hitler güçlerinin tam olarak imha edilmelerinin yolunu açacağız.”

Stalin’e göre bu saldırı, hedefine tam olarak ulaşmasa bile en azından, tüm cephelerdeki Alman kuvvetlerini Hitler’in tekrar Moskova’ya saldırmaya kalkışmasını engelleyecek derecede yıpratacaktı. Ancak Hitler’in 1942 yazı için planları zaten Moskova’ya değil, Ukrayna’nın tahılına ve sonra da Kafkas petrollerine ulaşmaktı.

Stalin’in hatası, Rus ordusunun gücünü abartmasıydı, bu hatanın ortaya çıkması da gecikmedi. Sekiz yüz kilometreye yayılan bütün cephe boyunca yürütülen saldırı kısa sürede hızını kaybetti, Ruslar büyük kayıplar verdiler. Sadece 7 Ocak’ta kuzeydeki 2. Şok Ordusu’nun saldırısının ilk üç dakikasında üç binden fazla kayıp verildi.

Yani, bu cümleyi yüksek sesle okurken geçecek zamanı on saniye olarak düşünürsek, bu cümleyi başından sonuna okumanıza kadar geçen sürede, Kızıl Ordu’nun kaybı yüz altmış altı kişiden fazladır.

Kızıl Ordu nezdinde daha sonra da benzer örnekleri görülecek olan, gerçekdışı askeri hedefler koyma, bunlara gereksiz bir acelecilikle ulaşmaya çabalama, bunun sonucunda doğal olarak başarısızlıkla karşılaşıldığında ise, yaşanan hayal kırıklığı ile aynı hataları tekrar tekrar yapmaya dayanan saldırı anlayışı sonucunda Ruslar çok değerli insan ve malzeme kayıplarına uğradılar. Geniş kırsal bölgelerde kontrolü ellerinde tutarlarken şehirler, kasabalar ve ana arterler Almanların elinde kaldı.

Gayet başarılı yürütülmüş Moskova karşı saldırısına devam etmek yerine, güçlerini bu kadar uzun bir cepheye yayması, Almanlara toparlanma ve Rusları tekrar zorlama şansı verecekti.

Bunu birazdan göreceğiz.

Ama önce Almanya’nın yaşadığı zorluklara ve bunların üstesinden nasıl gelmeye çalıştığına bakalım.

Havalar bir ısınsın…

Hitler umut doluydu. Evet, Moskova’yı ele geçirememişti ama Napolyon gibi yenilmemişti de… Almanları durduran Rus kışının da bir sonu vardı. Bir kışı Rus topraklarında geçirdikten sonra kaderi yendiğine ve baharla birlikte kendisini kimsenin tutamayacağına inanıyordu.[2]

Batılı devletlerin kafasında da aynı konu vardı. Hitler’i birkaç aylığına zorlukla durdurabilen Kızıl Ordu baharda ne yapacaktı?

Hitler’i ezen Rus kışının elindeki saat ilerliyor, Aralık ve Ocak geçmiş, Şubat da bitmek üzere… Batılı devletler birbirlerine soruyorlar: “Tamam da, koca adamın zamanı dolduğunda, bu işi kim üstlenecek?”

Hitler’in hatası, Stalin gibi kendi ordusunun gücünü abartmasıydı. Yukarıda değindiğimiz gibi Kızıl Ordu yüzlerce kilometrelik bir cephe saldırısına nasıl hazır değilse, Almanları durduran tek şey de Rus kışı değildi. Dolayısıyla havaların ısınması tüm sorunları çözmeyecekti.

Alman ordusu, Stalin’in saldırılarını durdurabilmişse de, 1940 İlkbahar’ındaki İskandinavya, Benelüks ülkeleri ve Fransa ya da 1941 İlkbahar’ındaki Balkanlar saldırılarının benzerini 1942 İlkbahar’ında düzenleyebilecek durumda değildi. Ordu 1941 yılında Ruslar’a büyük darbeler indirmiş ancak bu arada kendisi de gücünden epey kaybetmiş ve bunu geri koyamamıştı. 1941 Aralık’ında iki yüz seksen bin kişi askere alınmış, ancak bunların üçte ikisinin silah fabrikalarından gelmesi, hammadde eksikliği ve yakıt problemiyle birleşince, 1941 Aralık ve 1942 Ocak’ında Alman silah üretimine büyük darbe vurmuştu.

1942 Şubat’ında silahlanma ve cephane üretiminden sorumlu bakan Fritz Todt’un bir uçak kazasında ölmesiyle birlikte yerine Nazi Almanya’sının baş mimarı olan Albert Speer atandı. Kendisinin düzenlemeleriyle silah üretiminde verimlilik ve üretim tekrar arttı.

Mimar Albert Speer projelerini Hitler’e gösteriyor, Hitler’in ne kadar etkilendiği yüzündeki ifadeden belli.

Ancak Alman ordusu Moskova’da yalnızca askerlerini ve silahlarını kaybetmemiş, aynı zamanda “yenilmez Alman savaş makinesi” efsanesi de yerle bir olmuştu. Alman askerlerinin morallerinin arttırılmasına ihtiyaç vardı, bunu sağlamak için subaylar, Nazi ideolojisinin temelini oluşturan ırkçı propagandayı ön plana çıkarttılar. Bu propaganda Slav ırklarının “Untermensch” (Alt İnsan) olduğu zırvasını pompaladığı için, Almanların Rus halkına karşı işlediği savaş suçlarının da artmasına neden oldu.

Alman yönetiminin tüm çabasına karşın, Alman ordusu Moskova yenilgisinin verdiği zararı asla tam olarak telafi edememiştir.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Alman Genelkurmayı, 1942’de tekrar büyük bir saldırıya başlanabilmesi için sekiz yüz bin askere ihtiyaç olduğunu Hitler’e raporladı. Albert Speer ise, fabrikalardan bu kadar insanın çekilmesinin üretime büyük zarar vereceğini söyledi. Başka bir çözüm bulunmalıydı.

Neyse ki, her devirde olduğu gibi, o zaman da faşist bulmakta zorluk yaşanmıyordu. Politika kariyerine bir sosyalist olarak başlamasına rağmen, Fransa’nın Almanlarla işbirliği içindeki hükümetinin Başbakanı olan Pierre Laval de bunlardan biriydi. Kendisinin 12 Mayıs 1942’de Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop’a gönderdiği mektubuna bakalım:

“Kültürümüzü temellerine kadar yok edecek olan Bolşevikleşmekten Avrupa’yı kurtarmak için, Almanya devasa bir savaşa hazırlandı. Gençliğinin kanı dökülecek. Bilmenizi isterim ki, gösterdiğiniz fedakarlığın büyüklüğü karşısında Fransız hükümeti tepkisiz kalmayacaktır; Fransa gönüllü olarak ve herhangi bir erteleme olmaksızın, çabalarınıza katkıda bulunmak için mümkün olduğu ölçüde üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Almanya, halkının en genç ve aktif unsurlarını tarihin en büyük savaşı için mobilize etti, dolayısıyla insana ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaçları anlıyorum ve yardımımı hizmetinize sunmaya hazırım. Sonuç olarak, fabrikalarınızdan Doğu Cephesi’ne gidenlerin yerini olabildiğince çok sayıda Fransız’ın almasını arzu ediyorum.”

Suçluların genelde cezasız kaldığı 2. Dünya Savaşı’ndaki istisnalardan biri olan Pierre Laval, düşmanla işbirliği yapmaktan yargılanıp 1945’te kurşuna dizildi.

Tabii ki Almanlara destek veren yalnızca Laval değildi, Avrupa’nın pek çok ülkesindeki faşistler, insanları, “Komünizme karşı bir Haçlı Savaşı veren Almanya’nın” saflarına katılmaya çağırıyorlardı. Naziler, en iyi yaptıkları şey olan propagandadan yararlanarak, Rusya’ya karşı kendi başlattıkları savaşı, sanki komünizme karşı Avrupa’yı savunuyorlarmış gibi göstermeyi başardılar.

“Uygarlık mı, barbarlık mı? Hala anlamadınız mı?”, Hollandaca konuşan Belçikalılar için hazırlanmış bir propaganda afişi

“Bolşevizm’e karşı cephe: Sen bugün nerede duruyorsun?”, Norveç propaganda afişi

Bu propaganda afişlerinin etkisinde kalan binlerce Avrupalı, silah üretimi için Alman fabrikalarında çalışmaya gönüllü oldu.

Diğer bir bölümü ise Almanya’ya zorla getirilerek fabrikalarda çalıştırılmaya başlandı.

Hata hata üstüne

Generallerinin tüm itirazlarına kulaklarını tıkayan Hitler, yukarıda belirtildiği gibi, Ukrayna’dan tahıl ve Kafkasya’dan petrol elde etmek için yeni bir saldırıya girişti. Kafkas petrollerine ulaşamadığı sürece, Almanya’nın savaşa devam edemeyeceğini söylüyordu.

Alman ordusu artık eski gücünde olmadığı için, giderek daha büyük ölçüde Rumen, Macar ve İtalyan müttefiklerinden destek almaya ihtiyaç duyuyordu. Ancak bu ülkelerin ordularının hiçbiri ne teçhizat, ne asker sayısı ne de savaş deneyimi açısından Almanya’nın şu ana kadar kaybettiği ordularının yerini tutabilirdi.

Churchill 10 Mayıs 1942 tarihli konuşmasında, Hitler’in çıkmaza girmiş gibi görünen Rusya seferiyle şöyle alay ediyordu:

“(…) Hitler bile bazen hata yapar. Geçen Haziran’da, en ufak bir kışkırtma veya saldırmazlık anlaşmasının ihlali olmaksızın, Rus halkının topraklarını istila etti. (…) Sonra Hitler ikinci büyük yanlışını yaptı. Kışı unuttu. Bilirsiniz Rusya’da bir kış vardır. Pek çok ay boyunca sıcaklık çok düşük seyreder. Kar vardır, buz vardır ve bu gibi şeyler işte… Hitler bu Rus kışını unuttu. Kendisi çok kötü bir eğitim almış olmalı. Biz hepimiz bunu okulda duymuştuk ama o unutmuş. Ben asla bu kadar kötü bir hata yapmadım.”

Bununla birlikte, şimdi hata yapma sırası yine Ruslardaydı. Kendi güçlerini tartmadan ve Almanların savunmadaki yeteneklerini göz ardı ederek, Stalin’in emirleri doğrultusunda ilkbaharda düzenledikleri saldırılarda bozguna uğradılar. Mayıs sonunda iki yüz kırk bir bin gibi yüksek sayıda esir verdikleri için, Alman saldırısının başlayacağı Haziran’da, inisiyatif yok yere tekrar Hitler’e geçmişti.

Bu sırada Hitler’in kafasında, uzun süredir tasarladığı bir plan vardı.

Yine yeni yeniden (dinle)

Kısa sürede net sonuca ulaşması beklenen Barbarossa Harekatı planlanırken, bunu tamamlayacak ikinci bir harekat da düşünülmüştü. Buna göre; 1941 Sonbaharı’nda Rusya’nın teslim olmasıyla birlikte Almanya, Türkiye ve İran’ı işgal ederek Kuzey Afrika’daki Mihver (Alman-İtalyan) güçleriyle birleşecekti. Ancak Rusya’nın gösterdiği şiddetli direniş nedeniyle, Kasım 1941’de bu plan revize edildi. Hitler Türkiye ve İran’ın işgalinden vazgeçmişti. Bunun yerine Kafkas petrollerine ulaşmak için, Rusya’nın güneyinden bir harekata başlamayı istiyordu.

Stalin ise Hitler’in hala Moskova’ya saldıracağını zannettiği için, Güney Cephesi’nde yeterince kuvvet bulundurmamıştı. 19 Haziran’da, gizliliğin korunmasına ilişkin bütün kurallara karşın, 1942 yazındaki harekatın planlarını yanında taşıyan bir Alman binbaşının uçağı arızalanarak Sovyet hatlarının gerisine inmek zorunda kaldı. Harekatın sırlarının düşman eline geçmesi nedeniyle, bu ihmalin sorumlusu olan binbaşının üstleri Alman askeri mahkemesinde yargılanırken, Stalin bu planların bir kandırmaca olduğunu düşünüyordu. Ona göre Moskova’yı ele geçirmeyi hedefleyen Almanlar, güneyden saldıracakmış gibi yapıp Rusları aldatmayı hedefliyorlardı.

Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş. Çevresindekileri aldatmaya hayatını adamış Stalin, eline geçen her bilgiye şüpheyle yaklaşıyor ve bunlardan yararlanamıyordu.

Alman ordusunun bütün hazırlıkları tamam olduğu için artık saldırının ertelenmesi mümkün değildi. Planları Rusların eline geçmiş olmasına karşın — Stalin’in bu planları aldatmaca sandığını bilmeden — Almanlar, Rusya’ya saldırdıkları tarihin yaklaşık olarak birinci yıl dönümünde, 28 Haziran 1942’de harekata başladılar. Saldırının birinci haftası dolduğunda Rus Genelkurmayı bu saldırının hala bir yanıltmaca olduğu kanısındaydı; Almanların bir anda kuzeye dönüp Moskova’ya ilerleyeceklerini zannediyordu.

Ne Moskova’ymış ama…

Bu sayede Almanlar güneydeki önemli şehirleri teker teker ele geçirdiler. Ağır bombardımanlar sonucunda Temmuz başında Ruslar Kırım Yarımadası’nı ve Karadeniz’deki en büyük deniz üsleri olan Sivastopol’ü kaybettiler.

Yıkıntı haldeki Sivastopol, Temmuz 1942

İkinci Dünya Savaşı’nın en ikonik fotoğraflarından biri… Politik komiser Aleksey Yeremenko askerlerini hücuma çağırıyor. Bu fotoğraf çekildikten bir kaç dakika sonra öldürülmüştür. 12 Temmuz 1942, Voroşilovgrad (aşağıdaki haritadaki Luhansk) yakınları, Ukrayna

Temmuz sonuna gelindiğinde, Rostov’un düşmesiyle Kafkasya’dan gelen petrol boru hatları ve Rusya’nın tahıl ambarlarının büyük bölümü Almanların eline geçti.

Böylelikle Hitler’in, 1941’den beri generallerini savaşın ekonomik yönünü bilmemekle suçlarken hedef olarak gösterdiği tahıl artık elindeydi, Kafkas petrollerine ulaşmasına ise çok az kalmıştı.

Almanların ele geçirdikleri şehirler Sivastopol ve Rostov

Ni Şagu Nazad!

Rostov’un kaybedilmesi üzerine Stalin, 2. Dünya Savaşı’nın en ünlü emirlerinden birini yayınladı. Bu emir adını, içinde geçen bir cümleden alıyordu: Ni Şagu Nazad! (Geriye bir adım bile atmak yok!).

Bu emir kapsamında her bir Rus ordusu, kaçmaya kalkışan askerleri vurmakla görevlendirilmiş ikinci bir hat oluşturacaktı. Jukov bu emir doğrultusunda tankları kullandı. Hücuma kalkan askerlerin arkasında tanklardan oluşan ikinci bir hat ilerliyor, saldırıda duraksayan veya kaçmaya çalışan kendi askerlerine ateş ediyordu. Cepheden kaçmaya ya da Almanlara teslim olmaya çalışan arkadaşlarına hemen ateş etmeyen Rus askerleri de suçlu kabul ediliyorlardı.

“Geriye bir adım bile atmak yok!” yazılı posta pulu

Stalin zor durumdaydı, Kızıl Ordu’nun geri çekilişini ne pahasına olursa olsun durdurmaya çalışıyordu.

Almanların durumu da daha parlak değildi. Ele geçirdikleri topraklar 1941’dekinden daha azdı. Bunun temel nedeni ise yukarıda değinildiği gibi Alman kayıplarının yerinin doldurulamamasıydı.

1941–1942 yıllarında Alman ordusu bir düzine panzer birliğini kullanılır durumda tutmaya çalışırken, Ruslar karşılarına yüzden fazla ordu çıkarabilmişlerdi. Asker sayısı ve başlarındaki politik komiserler dışında her türlü olanaktan yoksun bu ordular birbiri ardına düzenledikleri saldırılarda kendileri yok olmadan önce Almanlara zarar vermeyi başarıyorlardı.

Alman ordusu Rusya topraklarında ilerlemeye devam ediyor ancak bir yandan da eriyordu…

Bir şehir

Bu sıralarda Rus ordusu bir şehrin civarında toplanmaya başlamıştı. Kruşçev ve General Timoşenko oraya çekilirken daha fazla birlik istediklerinde Stalin sinirlendi: “Birlikleri pazarda satmaya başladıklarında size bir-iki tane alırım, maalesef bunu yapmıyorlar.”

Almanlar Kafkas petrollerine doğru ilerlerken, bu şehirde toplanan Rus kuvvetlerinin, Almanların sol cephelerini tehdit etmesi üzerine Alman ordusu ikiye ayrıldı. Ordunun bir bölümü ana hedef olan Kafkas petrol havzalarına doğru güneye ilerlerken, diğer bölüm, toplanan Rus kuvvetlerini dağıtmak için sola yöneldi.

Gittikleri şehrin adını o günlerde dünyada çok az kişi biliyordu. Altı ay sonra ise neredeyse bilmeyen kalmayacaktı.

Çünkü bu şehirde insanlık tarihinin en kanlı muharebesi yaşandı.

Çünkü bu şehirde Hitler Almanya’sının ve 2. Dünya Savaşı’nın kaderi belli oldu.

Bu şehrin adı Rus Devrimi’nden önce Çariçin’di, günümüzde ise Volgograd’dır.

O zamanlar başka bir adla anılıyordu.

STALİNGRAD!

İtalya’nın en büyük ozanı Dante’nin başyapıtı İlahi Komedya’da tasvir edilen cehennemin kapısında şu yazı vardır: “Ey bu kapıdan içeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.”

Fransız heykeltıraş Auguste Rodin’in, Dante’nin cehenneminden esinlenerek yaptığı heykel, D’Orsay Müzesi, Paris

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde, işte bu cehennemin kapıları açılıyor ve Alman ordusu içeri giriyor.

“Ana giriş kapısı, yalnızca Alman askerleri için”

[1] Diğer meslek ise fahişeliktir.

[2] Nitekim 1942 Nisan’ında, Napolyon’un 1812 yılındaki Rusya yenilgisine atıfta bulunarak şöyle söyleyecekti: “130 yıl önce başka bir adamı parçalayan kaderi yendik.”

21

“5. Bölüm: Diriliş” için 2 yanıt

Bu devam yazınızda güzel olmuş.
Dikkate alırsanız Notlarım:
Sovyetlerin fabrikaları söküp Urallarda tekrar kurdukları biraz Sovyet palavralarına benziyor. Zaten bu şekilde ağır sanayi makinalarının ve ekipmanının o savaş hengamesi ve geri çekilmeler arasında 3 ay içinde sökülüp götürülmesi söz konusu bile olamaz. İnşaat müh fabrika kurmuş biri olarak ve sovyet topraklarında bu eski fabrikaları yerinde görmüş biri olarak yazıyorum.
Zaten Rus demir çelik sanayinin merkezi Volga ile Tümen bölgesi arasıdır.
Çarlar zamanında 1700 lü yıllardan itibaren kurulmuştur. Tarihleri tam hatırlayamıyorum.
Bu bölgeye Almanlar yaklaşamadılar bile.
Ayrıca çok ciddi Amerikan yardımı konvoylar halinde 1941 Ağustos ayı başında Arhangelsk ve Murmansktan Rusya’ya yapılmıştı. 1945 yılında Savaşın bitmesinden sonra biraz daha devam etti galiba.
Bununla da ilgili çok sayıda döküman var.
Savaşın ilk ayı olarak Temmuz ile Ağustos 1941 arası zaman kabul edilirse bu zaman aralığında alelacele toplanan birlikler ile SSCB nin ilgili ilgisiz her yerinden gelen birlikler Almanlara karşı çıkabilmişlerdir.
Umarım yazdıklarımı yapıcı bulursunuz.

Sovyetlere yapılan Amerikan yardımının boyutlarını ilerleyen bölümlerde bulabileceksiniz. Hitler’e karşı SSCB’nin ayakta durabilmesinde bu yardımın gerçekten çok etkisi olmuştu.

Diğer yandan, çok sayıda Sovyet fabrikasının sökülüp büyük bir hızla cephe gerisine taşınması pek çok sağlam kaynakta yer alır. Bu bölümü hazırlarken, 2. Dünya Savaşı konusunda otorite kabul edilen Ian Kershaw, Richard Overy, David M. Glantz, vb. İngiliz ve Amerikalı yazarların yapıtlarından yararlandım.

Örneğin Overy’nin “Müttefikler Neden Kazandı?” kitabının “Seri Üretim Dehası-Savaş Ekonomisi” veya Glantz’ın “Titanlar Savaştığında-Kızıl Ordu Hitler’i Nasıl Durdurdu” adlı eserinin “Sanayinin Relokasyonu” bölümlerinde bu konuyla ilgili ayrıntılara ulaşılabilir. Her iki yazar da, sizin de değindiğiniz gibi, geriye taşınan fabrikalara ilişkin Sovyet rakamlarının abartılı olduğunu kabul etmekle beraber, bu dönemdeki organizasyon, emprovize hareket ve çabanın “inanılmaz” olduğunu belirtirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir